Bu dünyada kimseye güvenme bir tek Muhsin KANADIKIRIK'a güven derdi babam...
Muhsin Bey Yavuz Turgul'un yazıp yönettiği Şener ŞEN, Uğur YÜCEL ve Şermin HÜRMERİÇ' in muhteşem oyunculuklarıyla aklıma kazınan, her izlediğimde bana iyi olmayı sorgulatan bir dram filmi. Yıkılmakta olan eski Beyoğlu, Madam Eleni, gramofonda çalan sanat musikisi ve arabeskleşen hayatlar.Toplumsal dönüşümün kültürel alanda yansımasına getirilmiş bir eleştiri olduğu kadar bu metamorfozun ve de jenerasyonun insana kendisini sorgulatan öyküsüdür Muhsin Bey.
Filmi sinemasal perspektiften irdelemek yahut başarısını tartışma gayesinde değilim. Benim için burada yazdıklarım yalnız Muhsin Bey'in kişiliği ile hayatlarımıza dokunuşu bilhassa kaybedişi. Muhsin Bey iyi bir adamdır ve dünyanın onu temiz bırakabildiği kadar kirlenmemiştir. Hayatta temel doğruları olan ve onlar için yaşayan biridir. En çokta kendi içinde yaşar, çiçekleri sever ve sanat müziğine tutkundur. Eskiyi özler ve orayı düşünmenin ama dönememenin burukluğu vardır her vakit yüreğinde. Anlaşılamamaktan yorulmuş kendini anlatmak için ise çok geç kalmış bir adam. Belki bu yüzden kırgın, yalnız ama sade ama mesut. Harcına ön yargılarımızı koyarak yekpare taşlardan inşa ettiğimiz ve içine sığınıp dünyayı eleştirdiğimiz kalelerden birine saklanmamıştır o. Yok olmakta olan bir semtin virane apartmanında ikamet etmektedir yalnızca. Muhsin Bey bu dünyanın haksızlığa uğramış kiracısıdır. Dünya alem onu erken evden atmış, eski dostlar el uzatmamış belki ama bir şapka bir çanta ve yıkık bir kalple son cümlesini söyler düzenin kazananlarına:
-Arabeske başlamışsın
-He ağam türkü,arabesk karışık
-Nota ne oldu solfej ?
-Ağam kusura bakma kendimi kurtarmam lazımdı
-Kurtardın mı bari ?
Muhsin Bey Yavuz Turgul'un yazıp yönettiği Şener ŞEN, Uğur YÜCEL ve Şermin HÜRMERİÇ' in muhteşem oyunculuklarıyla aklıma kazınan, her izlediğimde bana iyi olmayı sorgulatan bir dram filmi. Yıkılmakta olan eski Beyoğlu, Madam Eleni, gramofonda çalan sanat musikisi ve arabeskleşen hayatlar.Toplumsal dönüşümün kültürel alanda yansımasına getirilmiş bir eleştiri olduğu kadar bu metamorfozun ve de jenerasyonun insana kendisini sorgulatan öyküsüdür Muhsin Bey.
Filmi sinemasal perspektiften irdelemek yahut başarısını tartışma gayesinde değilim. Benim için burada yazdıklarım yalnız Muhsin Bey'in kişiliği ile hayatlarımıza dokunuşu bilhassa kaybedişi. Muhsin Bey iyi bir adamdır ve dünyanın onu temiz bırakabildiği kadar kirlenmemiştir. Hayatta temel doğruları olan ve onlar için yaşayan biridir. En çokta kendi içinde yaşar, çiçekleri sever ve sanat müziğine tutkundur. Eskiyi özler ve orayı düşünmenin ama dönememenin burukluğu vardır her vakit yüreğinde. Anlaşılamamaktan yorulmuş kendini anlatmak için ise çok geç kalmış bir adam. Belki bu yüzden kırgın, yalnız ama sade ama mesut. Harcına ön yargılarımızı koyarak yekpare taşlardan inşa ettiğimiz ve içine sığınıp dünyayı eleştirdiğimiz kalelerden birine saklanmamıştır o. Yok olmakta olan bir semtin virane apartmanında ikamet etmektedir yalnızca. Muhsin Bey bu dünyanın haksızlığa uğramış kiracısıdır. Dünya alem onu erken evden atmış, eski dostlar el uzatmamış belki ama bir şapka bir çanta ve yıkık bir kalple son cümlesini söyler düzenin kazananlarına:
-Arabeske başlamışsın
-He ağam türkü,arabesk karışık
-Nota ne oldu solfej ?
-Ağam kusura bakma kendimi kurtarmam lazımdı
-Kurtardın mı bari ?
Seni anlamadık Muhsin Bey, çünkü bizim hayatlarımız hep -amalarla dolu ve onların nicelikleri kadar gayrı namuslu. Bir çizgi ve yol peşinde değiliz, küçük oyunlar peşinden koşup sahtekarlıklarla mutlu olabilme hevesindeyiz. Herkesi aldata bilsek bile en büyük yalanları yine kendimize ayırıyoruz işte bu yüzden artık kimseye güvenemiyoruz Muhsin Bey.
Sen hariç...
Sen hariç...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder