17 Ekim 2017 Salı

Duvar-19.10.2016



 
İyi niyeti kaybettik.
Samimiyet ise can çekişmekte,
Gözün aydın olsun,
Namussuz dünya.

Eski iklim yok artık.
Rüzgâr çoktan döndü buralarda,
Yelkenler kabarmakta ama,
Gidilecek kaldı mı rota.
Gidene değil,
Kalanadır tek ceza.




Bilinmez, bilinmezdi elbet.
Ne büyük sevgi,
Ne büyük hasret,
Devam edecek hayat diyor birileri.
Ama her şey biraz biraz eksik.

İyiler mutlaka kazanırdı hani?
Kazanılacak bir şey varmış gibi.
Yoksa mesele,
Kendini kaybetmemek miydi?
Anlamadık, anlatamadılar.

Sonu karanlık bir tüneldeyiz şimdi,
Geriye dönmek imkânsız.
Ama eskilerin hatırına,
Çevirin anahtarları,
Duvara karşı süreceğiz!



21 Ağustos 2017 Pazartesi

Limanlara küskün bir gemi

  Tek amacı x noktasından y noktasına ulaşmak olan bir dünyada yaşamak ! İşte tam orada kapana kısılmış ve ardında çiğnenmiş değerleri bırakmış bir yığın. Ayak izlerini takip ederseniz hedefe varacağınız vaat ediliyor ama oraya ne kadar 'insan' gideceğiniz meçhul.
Sonuç odaklı davranmak bize neler kaybettiriyor ne kadar farkındasın dünya ? Dillere pelesenk olmuş bir laf  'gemisini yürütene kaptan' denmesi. Peki ama nasıl yürüdüğü hiç mi ehemmiyet teşkil etmiyor? Zira bazen 'yürütmemek' yürümekten de kıymetli değil midir ? Ya da mücadele etmek kazanmakta? 

  Ama öyle olmuyor dedi eski bir dost. Kimse sizin mücadele ettiğiniz fırtınalara aldırış etmez sonunda gemiyi limana yanaştırdınız mı yanaştırmadınız mı ? İşte bütün mesele bu olmamalı. Faydacılık,hazcılık, menfaatçilik temel felsefesi bu olan her birey elbette gözünü kırpmadan atacak en yakınındaki insanı o gemiden sırf limana kavuşabilmek için. Sonunda başarılı olmak kısır bir duygu. Çünkü ne sen yetineceksin ne de diğerleri. Her seferinde biraz daha azalacak o gemideki mürettebat. Ama limanlara hep yanaşacaksın. Çünkü rotaya ulaşmaksa tüm gaye ve de mübahsa ona giden tüm yollar vasıtan bazen bir insan olacak bazen de bir gemi..
Yargılamak kolay anlamak güç iş. Ama bazen davası derya olmuş bir gemi küserse limanlara batırmak isteyecek onu bu namussuz dünya..
Not: limanlara küsmüş bir gemi.

Ah Muhsin Kanadıkırık

   Bu dünyada kimseye güvenme bir tek Muhsin KANADIKIRIK'a güven derdi babam...
Muhsin Bey Yavuz Turgul'un yazıp yönettiği Şener ŞEN, Uğur YÜCEL ve Şermin HÜRMERİÇ' in muhteşem oyunculuklarıyla aklıma kazınan, her izlediğimde bana iyi olmayı sorgulatan bir dram filmi. Yıkılmakta olan eski Beyoğlu, Madam Eleni, gramofonda çalan sanat musikisi ve arabeskleşen hayatlar.Toplumsal dönüşümün kültürel alanda yansımasına getirilmiş bir eleştiri olduğu kadar bu metamorfozun ve de jenerasyonun insana kendisini sorgulatan öyküsüdür Muhsin Bey.

  Filmi sinemasal perspektiften irdelemek yahut başarısını tartışma gayesinde değilim. Benim için burada yazdıklarım yalnız Muhsin Bey'in kişiliği ile hayatlarımıza dokunuşu bilhassa kaybedişi. Muhsin Bey iyi bir adamdır ve dünyanın onu temiz bırakabildiği kadar kirlenmemiştir. Hayatta temel doğruları olan ve onlar için yaşayan biridir. En çokta kendi içinde yaşar, çiçekleri sever ve sanat müziğine tutkundur. Eskiyi özler ve orayı düşünmenin ama dönememenin burukluğu vardır her vakit yüreğinde. Anlaşılamamaktan yorulmuş kendini anlatmak için ise çok geç kalmış bir adam. Belki bu yüzden kırgın, yalnız ama sade ama mesut. Harcına ön yargılarımızı koyarak yekpare taşlardan inşa ettiğimiz ve içine sığınıp dünyayı eleştirdiğimiz kalelerden birine saklanmamıştır o. Yok olmakta olan bir semtin virane apartmanında ikamet etmektedir yalnızca. Muhsin Bey bu dünyanın haksızlığa uğramış kiracısıdır. Dünya alem onu erken evden atmış, eski dostlar el uzatmamış belki ama bir şapka bir çanta ve yıkık bir kalple son cümlesini söyler düzenin kazananlarına:
-Arabeske başlamışsın
-He ağam türkü,arabesk karışık
-Nota ne oldu solfej ?
-Ağam kusura bakma kendimi kurtarmam lazımdı
-Kurtardın mı bari ?

Seni anlamadık Muhsin Bey, çünkü bizim hayatlarımız hep -amalarla dolu ve onların nicelikleri kadar gayrı namuslu. Bir çizgi ve yol peşinde değiliz, küçük oyunlar peşinden koşup sahtekarlıklarla mutlu olabilme hevesindeyiz. Herkesi aldata bilsek bile en büyük yalanları yine kendimize ayırıyoruz işte bu yüzden artık kimseye güvenemiyoruz Muhsin Bey.
Sen hariç...


   




Yol



Kör kadınlar büyük şairler yaratır.
Yanlış tercihler derin izler.
Kalbin bir köşesi hep karanlık  kalmalı diyor birileri neden?
Oraya gömülecek  çok insan var...

Bir baglacın öyküsü

-ama: (ing. but, it. ma, fr. mais) öyle bir bağlaçtır ki, kendinden önce gelen tüm kelimeleri değersiz kılar.

  Ama davasına ihanet edenlerin, sözünden dönenlerin bağlacıdır.Zira onu söyledikten sonra artık, ne kadar edebiyat parçalasanız beyhude. O limanlarda dahil tüm gemileri yakmıştır. Kurtarmaya çalışmak nafiledir sahte kibarlıklarla, samimiyetsiz gülüşlerle yahut ruha dokunan cümlelerle. Bittiğini kabul edemediğimiz bir zamanı hatırlatır ama. Güzel başlayan çok özel bir günün sonunda öyle bir şey yaşarsınız ya hani tüm hatıra acıtır artık sizi.
  Ve hep başa sarıp ilk kısmı hatırlamaya çalışmak istersiniz, işte orada sabitleşme çırpınışıdır ama. Amalar büyüdükçe tatsızlaşır hayat, neden bilmem bir o kadar da kirlenir kalpler

Mor salkım

            Bu sefer kurumaz belki çiçekler,     Gelirse kahve içeriz dedim.     O gelmedi ben de biraya başladım.     O kumral ada ben is...